“İnsanlık olarak tezgaha geldik”

HT MAGAZİN / Ece SARUHAN

Ayrılığın arifesinde olan, hepimizden izler taşıyan bir kadın ve bir adam… Soluğu evlilik terapistinde alıyorlar. Onlar bu nevi şahsına münhasır terapist aracılığıyla kendileri, birbirleri ve ilişkileriyle yüzleşirken; seyirci de oturduğu yerden payına düşeni alıyor. Metin Üstündağ’ın aynı adlı kitabından Fatih Pestil tarafından oyunlaştırılan ‘Görüşmeyeli Uzun Zaman Oldu’da kadını Pelinsu Pir, adamı Levent Tülek, terapistiyse Erkan Taşdöğen canlandırıyor. Kolektif Sahne’nin ilk projesi olarak seyirciyle buluşan oyunun yönetmeni Fatih Pestil. Erkan Doğru’nun imzasını taşıyan rengârenk dekorun içinde kadın-erkek ilişkilerinin asla gündemden düşmeyen bir konu olduğuna gönderme yapan akrepsiz ve yelkovansız saatler var. Metnin içindeyse söz konusu aşk olduğunda içinizdeki saatin nasıl aktığını, nerelerde durduğunu tokat gibi yüzünüze vuran cümleler… Özgün müziği de Fatih Pestil’in imzasını taşıyan oyunun dilime dolanan şarkısı, “İçimde bir telefon sürekli bir yerleri arıyor, bir yerler içime sürekli meşgul çalıyor’’ diyor. O yerlerle yüzleşmeye cesaretiniz varsa oyunu 17 Mart’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, 19 ve 31 Mart’ta ise Kenter Tiyatrosu’nda izleyebilirsiniz. İşte Pelinsu Pir, Levent Tülek ve Erkan Taşdöğen’le sohbetimiz…

‘Mizah, göbek deliğiyle diz kapağı arasında’

Bir dönem stand-up yaptınız Pelinsu Hanım. Bu ülkede komedi denince akla ilk gelen neden hep erkek oyuncular? Bunu aşamayacak mıyız?

Pelinsu Pir: Bizde kadın espri yapamaz gibi bir algı var. Bana o dönem “Güzel kadından komedyen olmaz” diyenler oldu. Bu algı da kırılamıyor.

Erkan Taşdöğen: Mizah bilgeliktir. Kadının bilge halini kabul etmek toplum olarak pek işimize gelmiyor.

Levent Tülek: Maalesef bizde mizah biraz ataerkil ilerliyor. Tiyatrocuların, edebiyatçıların, karikatüristlerin yaptığı gerçek mizah. Kalanlar benim için komiklikten ibaret. Mizah bir ülkenin kültür seviyesini gösterir. Ülkemizde maalesef belden aşağıda bir yerde.

E.T.: Evet, göbek deliğiyle diz kapağı arasında.

Bildiğim kadarıyla ilk defa Metin Üstündağ’ın bir kitabı sahneye uyarlandı.

Pelinsu Pir: Evet. Bugüne dek yapmaya çok yeltenilse de yapılamadı çünkü Metin Üstündağ’ın dili bayağı zor bir dil. Kitap, aforizmalardan ve Üstündağ’ın mizah dergilerinde yaptığı şahane tespitlerden oluşuyor. Oyun haline getirebilmek çok zordu. Yönetmenimiz Fatih Pestil bunu başardı. Ortaya çok keyifli bir oyun çıktı.

Üstündağ izledi mi oyunu?

Levent Tülek: Evet. İzlemeden önce yapımcımıza çok büyük umutla gelmediğini söylemiş. Ben de bir şeyler karaladığım için biliyorum. İnsan kim oynarsa oynasın metninin nasıl bir can kazanacağına akıl sır erdiremiyor. Ama izleyince çok mutlu oldu. Kahkahalarla güldü. Hatta bize “Bunu nasıl böyle seyirlik hale getirdiniz?” dedi.

P.P.: Yazmak başka, duymak başka bir şey. Tüm aforizmalarının hayat bulup oynanabildiğini gördüğünde çok mutlu oldu. Levent “Senden bir oyun bekliyoruz” dedi kendisine. Aklına yattı sanırım.

Oyun insana kendi içinde ve ilişkilerinde yaşadıklarıyla ilgili yüzleşmeler yaşatıyor. Eğlenceli olduğu kadar hüzünlü de hikâyesi.

L.T.: Evet kahkahalar atarken bir anda tıkanabiliyorsunuz. İnsanın kendini, hayatı ve gündemi yakayalabileceği çok fazla sözü olan bir oyun.

‘İNSANLIK TEZGÂHA GELDİ’

“Görüşmeyeli uzun zaman oldu” günümüzde aynı çatı altında yaşayan pek çok insanın birbirlerine kurabileceği bir cümle. Hatta insanların büyük kısmı kendilerinden bile kaçıyor maalesef…

Erkan Taşdöğen: Haklısınız. Fabrika ayarlarımızı yitirdik. Tabii teknolojinin de bunda büyük payı var.

L.T.: Hepimiz bu dijital ortamda sanal ilişkilere doğru demir aldık gidiyoruz. Simgesel olarak kadın-erkek ilişkisinden bahsetsek de, oyun tüm insan ilişkilerinin nasıl erozyona uğradığını da çok güzel cümlelerle anlatıyor.

E.T.: Dediğiniz gibi insanın kendisiyle olan ilişkisi de artık başka bir boyuta geçti. O boyutun bize hayır sağladığını da söyleyemeyiz. Mesleğimiz bize şunu öğretti: Sahnede ne oynarsanız oynayın, dozu önemlidir. Dozunu biraz fazla ya da eksik tuttuğunuz zaman olması gerekenden uzaklaşırsınız. En büyük doğaçlama hayatın kendisi değil mi? Mesleğimiz biz oyunculara dışarıda yitirdiğimiz şeyleri daha önceden hatırlatır. Dışarıdaki o dozu yakalayabilmenin en iyi yolu insanın ne olduğunu anlayabilmek. İnsanlık olarak bir üçkâğıda, tezgâha geldik. Güvenini yitirmiş hücre yığınlarına dönüştük. Bu, çok üzücü. Oyunun söyledikleri bize kaybettiğimiz şeylerin simgelerini gösteriyor. Sahnede amaç mesaj vermek değil, soruyu sordurtmaktır. İnsanlar cevapları kendileri bulurlar. Biraz olsun düşünmek gerek. Biz de bu metin aracılığıyla kendimizle ve çevremizle ilişkilerimizi gözden geçirdik.

L.T.: Provalar bir nevi terapiydi.

‘Tiyatrodan metres olmaz’

Genç kuşağın, alternatif sahnelerin oyunlarını takip ediyor musunuz?

Levent Tülek: Elbette. Pelinsu ile her fırsatta oyunlarını izliyoruz. Ekip Tiyatrosu’ndan ‘Öğüt’ü izledim, çok sevdim. Sami Berat Marçalı diye gencecik bir adam var, çok güzel metinler yazıyor. Pırıl pırıl gençlerimiz var, onlara bayılıyorum. 33 yıldır tiyatro yapan biri olarak kendilerine tek tavsiyem, tiyatronun sürekli antrenman gerektirdiğini unutmamaları. Bizim mesleğimizde önemli olan kalıcılıktır. Sürekli sahnede olsunlar. Bu işin “Dizim yok bari tiyatro yapayım” kafasıyla yürümeyeceğini unutmasınlar. Sürekli sahnede olmazsanız sahne sizi yavaş yavaş iter. Tiyatrodan metres olmaz, metres olan televizyondur. Türkiye gibi kültüre, sanata çok ihtiyacı olan bir ülkede gençler gerçekten çok değerli bir şey yapıyorlar.

Pelinsu Pir: Gençlerin yaptığı büyük cesaret istiyor. Ceplerinde para yokken, binaların harabe halindeki katlarını kiralayıp tiyatro salonları yaratıyorlar. Ben de hem cesaretlerine hem de aralarındaki birlikteliğe bayılıyorum.

L.T.: Emre Kınay, Moda Sahnesi ekibi ya da Tiyatro Ak’la Kara ekibi gibi tiyatro binası yapan insanlar da çok kutsal bir şey yapıyorlar. Yeni bir mekân, yeni bir dil inşa eden, kendi dünyalarını yaratan arkadaşlara çok saygı duyuyorum.

Erkan Taşdöğen: Genç arkadaşların çaresizliğinin bir şekilde kendine bir çıkış yolu bulup bir güç haline gelmesi çok saygı duyulacak bir şey. Bu gücü ciddiye almak gerekir. Bir de şunu unutmamalıyız, mesleğin asıl sahibi seyircilerdir. Onları kaybettiğimiz anda bizden hiçbir şey olmaz.

Bir Cevap Yazın