Gazete Müstehak Röportajı

IMG_0642Güney Zeki Göker: Merhaba Sevgili Müstehak okurları, 13. sayımızda röportaj yapma şansı bana düştü. Üstelik röportajımı da sahneler den ve ekrandan tanıdığınız iki güzel insanla, iki güzel hayat arkadaşıyla deniz kıyısında bir ağaç gölgesinde yapma şansı buldum Pelinsu Pir ve Levent Tülek ile… Yazdan kalma bir sohbet bu, tıpkı memleket gibi türk kahvesi tadında acısıyla tatlısıyla biraz sohbet ettik onlarla. Ben okuyacağınız bu röportajın sonunda “iyi ki bu mesleği yapıyorum” dedim ve “-Hayır bu dünya sadece beton kafalı, betonlalarıyla gökleri delenlerin değil, betonları delecek çok güzel insanların olduğu bir dünya!” dedim kendime…Öncelikle bizde bu röportajları aslında Sevinç Erbulak yapıyor bildiğiniz gibi; bunlar onun soruları ama bu sefer biz ondan devraldık soruları.

Pelinsu Pir: Çok mutluyuz biz de bu yüzden 🙂

G. Z. G.: Kabaca yaptığımız şey de aslında 15 tane sorumuz var; siz bize bir rakam söylüyorsunuz, biz size soruyu soruyoruz; yani aslında kendinize kazık atıyorsunuz 🙂

Levent Tülek: Aa, ne güzelmiş…

P.P.: 7

G. Z. G.: Şu sıralar gündeminizde neler var?

P. P.: Kendi adıma cevaplayacak olursam, şu sıralar gündemimde tiyatro var. 3 kişilik bir oyun oynuyoruz. Metin Üstündağ’ın yazdığı bir kitaptan oyunlaştırılmış: “Görüşmeyeli Uzun Zaman Oldu”diye bir oyun. Ben, Levent (Tülek) ve Erkan Taşdöğen oynuyoruz. Daha doğrusu oynamaya çalışıyoruz, salon bulmaya çalışıyoruz, turne yapabilmeye çalışıyoruz.

G. Z. G.: Bu arada bildiğiniz gibi Müstehak’ta hiçbir şekilde sansür yok, istediğiniz gibi konuşabilirsiniz. Onun için hiç çekinmeyin. Levent Ağabey, senden de 7’nin cevabını alalım.

L. T.: Pelinsu’nun söylediği gibi gündemimiz. Benim bir de gündemim aynı zamanda Bakırköy Belediye Tiyatrosu. Gerçi benim gündemim kalmadı artık onlarla, çünkü ben atılan 29 oyuncunun içindeyim ve bunca şey söylenmesine rağmen ben hala niye atıdığımı anlamış değilim.

G. Z. G.: İnan biz de yakından takip ediliyoruz ama biz de sizlerin niye atıldığınızı anlayabilmiş değiliz.

L. T.: Anlasam, bana açıkça belediyeden birileri “Seni ve arkadaşlarını şu IMG_0148yüzden işten  çıkardık” deseler rahatlayacağım. Bana şu özür doğru gelmedi; işte Sayıştay’dan bilmem ne oldu, biraz bütçeler artmış tiyatroda… Koskoca Bakırköy Belediyesi’nin koskoca bütçesinin ya da devletin bütçesini biz 29 oyuncu sarsıyorsak, bundan sadece gurur duyarım. Zaten aldığımız maaşlar ortada… Bir sürü genç arkadaşım bu maaşla sadece yaşamak için değil, tiyatro yapmak için orada… Dolayısıyla benim gündemim bu. Benim şöyle bir avantajım var tabi aslında, ne kadar özel tiyatro yapmak zorsa da ve ne kadar şu anda imkansızsada ve gündemimizi bu oluşturuyorsa da, en azından bir umudum var tiyatro yapmakla ilgili. (Ağustos’un başındayız bu şöyleşiyi yaparken) sezon başlayacak, başka da bir gündemimiz olamaz zaten. Ülkenin gündemiyle eş bir gündem gidiyor maalesef, çünkü biz de sezon açacağız; özel tiyatroların en büyük kaygısı bu ülke gündemiyle paralel nasıl bir ekonomik ve ruhsal motivasyonla başlayacağız hiç bilmiyorum. Çok belirsiz bir dönem var. Allah hepimize yardımcı olsun, ne diyeyim?

G. Z. G.: Bir sayı alayım.

L. T.: 8

G. Z. G.: Oynadığınız ve oynamadığınız oyunlarda en sevdiğiniz ya da en sevmediğiniz karakterler neler? İsterseniz oynadıklarınızdan başlayalım.

L. T.: Bugüne kadar oynarken en keyif aldığım karakter, Dario Fo’nun “Klakson, Borazanlar ve Bırtlar”oyunundaki karakterimdi; çünkü o kadar işime geldi ki, o kadar keyif aldım ki o rolden… Ben uzun bir özel tiyatro geçmişi olan, uzun komedi oyunlarında, kabarelerde oynayan bir adam olarak artı, ödenekli tiyatrolarda çok ağır tekstler, dramlar oynayan bir adam olarak oyunda iki karakteri birden oynadım. Müthiş bir şeydi. Bir kapıdan o vodvil karakteri olarak girip, öbür kapıdan bambaşka bir karakter olarak girmek ve bununla bir oyuncak gibi oynamak beni acayip mutlu etti. Hayatım boyunca da bir daha karşılaşamayacağım – umarım karşılaşırım ama – bir fırsattı bu bence. En sevdiğim rol budur. Sevmediğini oynamak zordur. Ödenekli tiyatrolarda bu başınıza geliyor. Mesela ne olabilir, galiba Mehmet Ergen’in koyduğu “Güle Ağıt”taki oynadığım 2 karakteri pek sevmedim, ya da içselleştiremedim diyelim; belki de benim hatamdır bir oyuncu olarak. Ama onun dışında şanslıyım; hep çok sevdiğim, eğlenerek oynadığım, içine girdiğim karakterler oynadım.

P. P.: Benim en severek oynadığım oyun “Nasıl Yani?” diye bir tek kişilk oyundu. Bir kadın hikayesiydi, kadın sıkıntılarını, kadın çözülmezliklerini, gizemlerini filan anlattığım bir oyundu. O oyunda çok mutluydum, teksti kendim yazmıştım ve kadınla ilgili bir şeyler anlatmak benim hep derdim olduğu için en mutlu olarak oynadığım oyun da bu oldu. En mutsuz olarak oynadığım oyun yok; çünkü ben ödenekli tiyatroda oynamadığım için, hiçbir şeyde zorunlu olmadım. Hep özel tiyatro yaptığım için, istediğim rolleri kabul ettim.

G. Z. G.: Çok güzel… Bir sayı daha alayım.

P. P.: 12

G. Z. G.: Hayatının dönüm noktası nedir?

L. T.: Fenerbahçe Lisesi’nde okurken tiyatro kulübüne girmemdir. Keskin olarak budur yani; çünkü tiyatro benim hayatımı sadece oyuncu olarak değil, okur-yazar olarak, bu ülkede ve bu dünyada yaşayan bir birey olarak iyi bir yurttaş olmamı sağlayan önemli bir dönemeçti. Çünkü ben belki de tiyatroyu seçmeseydim bambaşka bir alandan yürüyecektim; yine sanat olacaktı çünkü çok okuyan bir aileden geliyorum; çok okuyan, çok merak eden, sanatı seven bir çocuktum. Ama tiyatro tamamen tesadüf oldu okulda; daha çok edebiyatla ilgileniyordum ben çünkü.

IMG_0154P. P.: Benimki, klasik olacak ama tiyatro üzerinden gidelim, liseye giderken Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda kurslara başlamam oldu; yani tiyatroyu seçmem oldu. Çünkü bambaşka bir şeyler yapmak istiyordum.

G. Z. G.: Levent Ağabey, bir soru kitlemek ister misin?

L. T.: Evet, 1.

G. Z. G.: Bu ülkede bir şeyleri değiştirme görevi size verilse neyle başlardınız?

L. T.: Direk olarak eğitimle başlardım. Maalesef “Eğitim Şart”durumunun klişeye dönüşmesi çok kötü oldu; espriye indirgendi ama eğitimin ne kadar ciddi bir şey olduğu bugün geldiğimiz noktada açıkça görülüyor. Eğitim kalitesinin düşük olması maalesef eğitimde fırsat eşitsizliği, eğitimde siyasi çekişmelerin her dönemde eğitim sistemini değiştirmeleri, eğitici kalitesinin düşüklüğü, her şey aslında ülkedeki şu anda bulunduğumuz duruma neden olan bence en büyük nedendir.

P. P.: Ben aslında aynı cevabı verecektim ama Levent benim cevabımı çaldığı için başka bir şey söyleyeceğim. Ülkedeki her bireye kitap okuma zorunluluğu getirmek isterdim ben. Herkesin, belli bir yaştan itibaren, kitap okumasını zorunlu kılardım.

L. T.: Bir şey daha eklemek istiyorum; ütopik olarak bir şey söyleyeyim, muhakkak eğer her kente AVM, cami, okul yapılıyorsa, her kente bir tiyatro salonu yapılmasını illa ki şart koyardım. TOKİ’nin yaptığı binlerce blokluk sitelere muhakkak tiyatro salonu, sinema salonu, kütüphane yapılmasını şart kılardım. 1980’lerde tüm Anadolu’da tiyatro salonları varken şu anda Anadolu’da tiyatro yok! Tiyatronun ne kadar önemli olduğunu maalesef anlatamıyoruz – ben yaşarken gördüğüm için söylüyorum, dışarıdan ahkam kesmek kolay denebilir ama – sanat ve kültür olmadan birey olunamıyor. Belediyecilik sadece kaldırım yapmak değildir. Kendi mesleğime kıyak çekerek söylüyorum, eğer elime fırsat verilseydi bu ülkede, sadece her kente değil, köylere kadar tiyatroyu sokardım.

G. Z. G.: Çünkü aslında kitap okumak gibi, okula gitmek ya da gitmemek gibi, tiyatro izlemek de bence çok önemli. Kitap okumuyorsan tiyatro izlemelisin, tiyatro izlemiyorsan kitap okumalısın, okula gitmiyorsan tiyatro izlemelisin; çünkü seni eğitecek şeylerden bir tanesi, iyisiyle de kötüsüyle de… Bir sayı daha alayım.

P. P.: 14

G. Z. G.: Hayattaki sloganınız nedir?

L. T.: Biliyorum ben senin sloganını (Pelinsu’ya gülerek): Eşitlik ve adalet

P. P.: Evet, benimki tamamen o. Ben bir terazi burcu olarak adalet, dürüstlük, eşitlik, kadın haklarına takıntılıyım; bu yüzden Levent doğru söylüyor.

G. Z. G.: Ya senin Levent Ağabey?

L. T.: Mizahı olmayan bir ülkenin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.

G. Z. G.: Bir sayı daha alalım.

L. T.: 15

G. Z. G.: Müstehak ve Tiyatro(Hâl) hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

L. T.: Ben çok dışarıdan sizi gözlemliyorum. Bir kere çok iyi çalışıyorsunuzIMG_0656
çünkü ben bir yurttaş olarak, birey olarak – bırak sanatçılığı, tiyatroculuğu – ben size duyuyorum, size ulaşabiliyorum; sizinle ilgili bir fikir sahibiyim şu anda, bu konuda başarılısınız. Yaptığınız oyunlarla ilgili cesaretinizi takdir ediyorum. Bir tiyatrocu olarak yaptığınız işin ne kadar zor olduğunu biliyorum; bence önünüz açık ama desteğe ihtiyacınız var, biliyorum. Bu desteğin sadece tiyatroculardan değil, seyirciden gelmesi gerektiğine inanıyorum; çünkü sadece Tiyatro(Hâl) özelinde söylemiyorum ama alternatif sahnelerin, daha küçük çaplı bütçeleri olan tiyatroların sadece birbirlerini ziyaret etmelerinin bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Ama bu oluşumların daha çok yeni oluşumlar olduğunu da biliyorum, ama büyük yol aldınız. Maalesef biraz önce söylediğim konuya döneceğim, ülke ne kadar kötüye giderse siz de o kadar kötüye gidersiniz; ama mücadeleye devam diyorum. Kendi seyircinizi oluşturma yolunda önünüz açık; sadece ısrar etmeniz, duruşunuzu bozmamanız gerekiyor. Çok samimi, çok dürüst, çok kaliteli işler yapıyorsunuz; bu da önünüzün açık olduğuna delalettir. Taviz vermemenizi dilerim.

G. Z. G.: Peki ya Müstehak hakkında neler düşünüyorsun?

L. T.: Müstehak’a çok kolay ulaşıyoruz. Müstehak aslında teatral bir yayın anlamında bir boşluğu doldurdu diyebilirim. Aslında bir fanzin havasında çıkıyorsunuz, bu iyi bir şey. Herkes söylemiştir size, hepimizin aklına gelen bir şeydi ama siz becerdiniz; kıskanılacak bir şey… Sonuna kadar destek.

G. Z. G.: Dediğimiz gibi, “Müstehak, hepimize müstehak!” Hepimizin gazetesi ve hepimize de yer var.

P. P.: Ben de Levent’in söylediğine katılıyorum. Ben de Tiyatro(Hâl)’i biliyorum, iyi oyunlar oynadığınız biliyorum, sizinle gurur duyuyorum. Tiyatro yapmanın, ayakta kalabilmenin, istediğin işi yapabilmenin, istediğin oyunları oynayabilmenin ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyoruz. Sizing de ne kadar zorlanarak bu işi yaptığınızı çok iyi biliyoruz; ama bence de yolunuz çok açık ve ayakta kalabileceğinize inanıyorum. Tabi ki seyirci ve sponsor desteğinin çok önemli olduğunu biliyorum ve idealizminize, gittiğiniz yola çok inanıyorum. Koyduğunuz oyunları çok beğeniyorum ve umarım her şey çok güzel olacak sizing için. Müstehak 🙂 Levent söyleyebileceğim her şeyi söyledi; çok tatlısınız, çok iyi şeyler yapıyorsunuz, çok önemli bir açığı kapattınız. Başarılar diliyorum.

G. Z. G.: Sorarken en zorlandığım sorulardan biri bu, Sevinç sorunca daha rahat tabi ama biz sorunca ‘bizi bize anlatın’ gibi oluyor, zor oluyor… Bir sayı daha alalım.

L. T.: 4

G. Z. G.: Birlikte en çok eğlendikleriniz kimler? Emre (Kınay) sizden bahsetmişti mesela uzunca…

IMG_0580P. P.: Birlikte eğlendiğim insanlarla zaten tatile gidiyorum ben. Kimden başlasam? Mesela Bora Öztoprak, Bora’ya çok gülüyorum ve müziğin yanı sıra stand-up yapması gerektiğini düşünüyorum. Bunu başaracağına inanıyorum 🙂 Tabi ki Çiçek Dilligil, çok can arkadaşım; Emre Kınay da doğal olarak. Ama hayatta en çok eğlendiğim kişi Levent Tülek’tir, o yüzden onunla da evliyim (gülüşmeler).

L. T.: Tatil arkadaşlarımız saydı zaten Pelinsu, onların hepsine katılıyorum ama ayrıca benim çok eski arkadaşımdır; hem mahalle arkadaşımdır, hem yol arkadaşımdır, Turgay Kantürk’ü söylemeden geçemem. Alican Yücesoy ve Emrah Eren ile de çok eğlenirim. Unuttuklarım varsa kusuruma bakmasınlar ama bunlar geliyor aklıma. Kulis arkadaşlarımla çok eğlenirim.

G. Z. G.: Çok güzel isimler saydın, benim de çok eğlendiğim isimler hepsi… Bir sayı daha alayım.

P. P.: 3

G. Z. G.: En sevdiğiniz oyun yazarları ve oyunlar nelerdir?

P. P.: Dario Fo benim için, bütün oyunlarını seviyorum.

L. T.: Aslında bazı oyunlar var ki okunuyor da aynı zamanda; Shakespeare başta olmak üzere. Bir kitap olarak elinize alıp okuyabileceğiniz çok fazla oyun yoktur. Çağdaş metinlerde de biraz zor bu; daha çok sahne odaklı metinler yazılıyor. Ben biraz eski kafalıyım galiba, yani eski kafayla yazılmış metinlerin okunup okunup keyif alınabileceğini biliyorum. Shakespeare’den asla vazgeçemiyorum o yüzden. Birçok tiyatrocunun da bu cevabı veriyor olması canımı sıkıyor aslında; benim biraz böyle ‘özel’ adamları da seviyorum. Yeni metin yazarlarından çok iyiler olduuğunu da biliyorum; şimdi birden bire sorunca aslında öyle çok var ki! Beğendiğimizi de oynuyoruz aslında, onu da söyleyeyim. İnsan da Shakespeare dediğinde ötesine bir şey koyamıyor.

G. Z. G.: Bu yüzden de bu soruya genellikle aynı cevap geliyor 🙂

L. T.: Ama hangi tiyatro yazarını sahnede çok seviyorsun diye sorsaydın, onlara kolaylıkla verebileceğim cevaplar olabilirdi. Mesela yeni yazarlardan Juan Mayorga ilginç bir İspanyol yazar. Ali Poyrazoğlu’nun oynadığı “Kaplumbağa” onun oyunu ve ilginç bir metin. Onun dışında Eric Emmanuel Schmitt ilginç bir yazar. Yerlilerden mesela Ahmet Sami Özbudak da çok ilginç, hatta onun bir romanını okudum “Masturi Kabare” ve çok sevdim. EKİP’ten Cem Uslu’yu çok başarılı buluyorum.

P. P.: Ben mesela Iraz Yöntem’i de beğeniyorum, iyi gidiyor, iyi olacak (tabi ki gülüşmeler (: )

L. T. Iraz Yöntem mecburen yazmış oyunu ama en güzel şeyler de mecburiyetten çıkar. Mizah hep yokluklardan, acılardan çıkar ya; siz tiyatro yapıyorsunuz, tiyatro yaparken acı çekiyorsunuz, o yüzden de güzel işler çıkıyor ortaya.


P. P.:
 O yüzden de her şeye bir formül bulabilirsiniz.

G. Z. G.: Bir sonraki soruya geçelim mi?

L. T.: 9

G. Z. G.: En sevdiğin replik nedir / hangi oyundan?

L. T.: 2004 ya da 2005 yılında Ali Taygun’un koyduğu şahane kadrolu bir oyundu Bertolt Brecht’in ‘Sezuan’ın İyi İnsanı’. Oyundaki bir replik aynı zamanda oyunun da mottosudur: “Sezuan’da iyi insan olmanın yolu yok!”

P. P.: Benim bir sürü var ama şu anda hemen ilk aklıma gelen ‘Hamlet’ten “Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi”… Çünkü hakikaten inanıyorum ki zeki olmanın ve her şeyi bilmeye çalışmanın, farkında olmanın iyi yönleri olduğu kadar çok tedirgin edici ve korkutucu yönleri de var.

G. Z. G.: Bir sayı daha alalım o zaman.

L. T.: 11

G. Z. G.: En başa dönsek yine tiyatro der miydiniz?

L. T.: Aşçılık da fena bir meslek değilmiş aslında (kahkahalar(: )

G. Z. G.: Ben kek yapıyorum ve gerçekten çok keyifli 🙂

L. T.: İnsan, o kekin kabarmasından aldığı hazzı bir alkış kadar hissetmiyor mu?

G. Z. G.: Gerçekten müthiş! Bizde tiyatroda seyirciler gelmeden önce bir ara klasik olmuştu, ben her gün kek yapardım; mesela benim o gün tiyatroda oyun başlamadan önce dekor kurmak gibi bir işim varsa kek yapamadığımda seyirciler gelip ‘Bugün neden kek okmuyor burası?’ diye sorar. ‘Yapayım mı şimdi?’ diye sorduğumda da ‘Antraktta yeriz, yap’ diyenler olur. Bir tiyatro salonu nasıl kokmalı bilmiyorum ama kek kokusu bence bir tiyatro salonuna çok yakışan kokulardan biri.

IMG_0575L. T: Kesinlikle katılıyorum (Pelinsu da katılıyormuş). Eskiden tiyatrolarda rutubet kokardı. (Araya giriyorum ve hâlâ öyle olduğunu söylüyorum) Mesela ben o kokuyu severim. İnsanlar sevmez ama ben severim. Bir de yeni boyanmış dekor kokusunu çok severim. Bak marangoz da olabilirmişim. Farkındaysan bir tek tiyatro demedim 🙂Hayır tabi ki, yine oyunculuk isterdim.

P. P.: En başa dönseydik tabi ki yine tiyatrocu olmak isterdim. Ama olmasaydım adaletle ilgili bir şeyler yapıyor olurdum mutlaka; olabilseydim avukat olurdum, hakim olurdum. Ama tiyatro, tiyatro, tiyatro…

G. Z. G.: Bir sayı daha alalım.

L. T.: 10

G. Z. G.: En çok kullandığınız kelime ya da cümle nedir?

L. T.: Benim çok sık kullandığım ‘Aa, çok acayipmiş!’ galiba, başında ‘Aaa’ var ama…

P. P.: ‘Şaka gibi’ 🙂 Her şeye şaşırıyorum ya ben! Hadi 5 diyelim şimdi de.

G. Z. G.: Yarın sabah birisiyle bir oyun provasına başlayacak olsanız, size bu gece heyecandan uyutmayacak isim ne olurdu? Yönetmen de olabilir, aynı sahneyi paylaşacağınız bir oyuncu da olabilir.

P. P.: Allah rahmet eylesin, benimki Müşfik Kenter olurdu herhalde. Hem korkudan, hem heyecandan uyuyamazdım herhalde.

L. T.: Ben soğukkanlı bir adamımdır, çok da güzel uyurum, pek bir şey uykumu kaçıramaz benim, ciddiyim. Hattâ uykumu alırım ki hazır olayım 🙂 Reel koşullarda cevap veriyorum, Genco Ağabey’le (Erkal) çalışmak ilginç olabilirdi; çünkü en son onun Tülay’la (Günal) yaptıkları “Brecht Kabare”de hakikaten çok heyecanlandım ve uzun zamandır hissetmediğim duygular uyandı içimde… 2 numaralı soru diyorum o zaman şimdi.

G. Z. G.: Sevinç’in en sevdiğim sorularından biri bu. Sahilden 20’li yaşların geçiyor, ona gidip ne söylemek istersin?

L. T.: ‘Dikkat önünde kaya var’ derdim, çok sakarım ben çünkü (kahkalar (: ) ‘Biraz daha oku, biraz daha bak, biraz daha gez’ derdim.

P.P.: ‘Çok iyi gidiyorsun kızım, yola devam’ derdim herhalde.

G. Z. G.: Bir sayı daha lütfen.

L. T.: 13

G. Z. G.: Sahnede başınıza gelen en kötü şey nedir?

L. T.: Ben seyircinin üzerine düştüm. Çok gençtim, ilk özel tiyatromda Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları’nda oynuyordum. Metin Serezli’nin yönettiği çok güzel bir İngiliz Müzikali “Durdurun Dünyayı İnecek Var” oyununda bir black out sırasında önde olmamız gerekiyordu, ben fazla öndeydim 🙂

P. P.: Levent’le 2 kişilik bir oyun oynuyorduk, John Patrick’in “Plastik Sevgilim” oyununda ben bir anda her şeye yabancılaştım ve ‘Ne işim var benim burada, neden buradayım?’ diye düşündüm ve salon kapısından girmem gerekirken sokak kapısından girerek bütün oyunu atladım ve finale geldim. Korkunç bir şeydi bu! Tüm bilincimi kaybettim o an…

G. Z. G.: Ve geldik son sorumuza… Genç oyuncu adaylarına ne söylemek istersiniz?

P. P.: Derhal geri dönün! (kahkahalar (: )

L. T.: Dünyanın en güzel mesleklerinden biri yaptıklarının farkında olsunlar. 33 yıl oldu ben tiyatroya başlayalı ve hâlâ yeni başlamışım gibi hissediyorum ve yetmeyecekmiş gibi de bir korkum var. Tiyatro sezonun kısa olduğuna dair bir şikayetim var. Dünyada bazı yerlerde olduğu gibi yazın da çalışsak diye düşünüyorum. Yaptıkları işin tadını alsınlar, koklaya koklaya sevsinler mesleklerini.

P. P.: Levent’e katılıyorum, dünyanın en güzel mesleği bu; hem eğlenmek, eğlenirken para kazanmak çok az işte olan bir şey. Bunun tadını çıkarsınlar ve değerini bilsinler ama sürekli okusunlar! Yeni her şeye açık olsunlar ve çok gezsinler. Her yerde yapılan işleri takip etsinler.

L. T.: Küçük bir önerim var; önyargıyı hayatınızdan çıkarın derimIMG_0663 genç arkadaşlara.
Hayattaki en korkunç şey önyargılı olmaktır. Her insanın önyargılı olmaya hakkı vardır ama bir oyunucunun yoktur. Bu yüzden geniş ufukla bakıp, merceği çok geniş açıya almaları gerekiyor. Sadece dar bir açıdan gözlem yapmasınlar lütfen.

P. P.: Ve usta-çırak ilişkisine önem verin ve bunu yaşamaya çalışın.

G. Z. G.: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

L. T.: Müstehak iyi bir dergi, bence yakında tüm bayilerde satılmalı (: Bence dağıtım ağının daha da genişlemesi lazım. İnternetten herkes ulaşabiliyor tabi ki ama bir anı olarak onu saklamak çok keyifli.

P. P.: Ben son olarak sizinle gurur duyduğumu söylemek istiyorum. Size tanıdığım için çok şanslıyım, başta da söylediğim gibi yolunuzun çok açık olduğuna inanıyorum. Umarım sizing için her şey çok güzel olacak. Bunu da lütfen yaz! Çağrımdır, Tiyatro(Hâl)’e ve Müstehak’a lütfen sponsor olun ki onlar istediklerini yapabilsinler; çünkü önemli işler yapıyorlar. Bunu lütfen yazın!

G. Z. G.: İkinize de teşekkür ederiz